İncele'e dön

Hazır Cevap Ünlüler

 

 

 

İngiliz lordu Atatürk’ün daveti üzerine İstanbul’a gelir. İngiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan Türk elindeki tepsiyi devirir. Herkes büyük bir şaşkınlık içinde kalmıştır ve Atatürk’ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk ingiliz lorduna dönerek:

“Halkım herşeyi beceriyor da bir tek uşaklığı beceremiyor”

 

 

 

 

 

 

İsmail Dümbüllü sahnedeyken bir seyirci protesto etmek için sahneye “hıyar” fırlatıyor.

Dümbüllü yere düşen hıyarı alıp kalabalığa dönüyor ve şöyle diyor: “Beyefendi kartvizitini yollamış.”

 

 

 

 



 Bir toplantıda bir genç Mehmet Akif’i küçük düşürmek için sorar:

-Affedersiniz, siz veteriner misiniz?

Mehmet Akif’in cevabı: -Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu.

 

 

 

 

 

 

 

Yavuz Sultan Selim seferleri gizli tutarmış. Vezirin teki de inatla soruyomuş nereye sefere gidiyorsunuz diye.

Yavuz: – Sen sır tutmasını bilir misin?

Vezir: – Evet hünkarım, bilirim.

Yavuz: – Ben de.

 

 

 

 

 

 

 

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galileo’ye hasımlarından biri:

– “Efendim”, demiş. “Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?”

Galileo: “Doğru”, demiş. “Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sokrates bir gün yürürken, tek kişinin geçebileceği kadar mesafe olan bir mevkiide dönemin soylularından biriyle karşı karşıya gelir ve ikisi de durur.
Kısa bir süre bakıştıktan sonra:

Soylu: “Ben senin gibi pis bir zavallıya yol vermem!”

Sokrates: “Ben veririm…”

 

 

 

 

 

 

 

Napolyon savaşta İspanya’yı yenmiş. İspanya Kralı siz ancak para ve mal için savaşırsınız, biz ise namusumuz ve şerefimiz için savaşırız demiş.

Bunun üzerine Napolyon:

– Evet insanın neyi eksikse onun için savaşır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Fransız yazar, Mehmet Akif’e:

-Kadınlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu? diye sorduğunda,

Akif: Daha önceleri öyleydi, karşılığını vermiş. Fakat şimdi dışarı çıkarttık ve bir türlü içeri sokamıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yahya Kemal’e “Ankara’nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz” diye sorduklarında şu cevabı vermiş:

–         İstanbul’a dönüşünü.

 

 

 

 

 

 

 

 

HAKLI ÖLÜM

Sokrates ölüme mahkum edildiğinde, eşi:

-Haksız yere öldürüyorsunuz, diye ağlamaya başlayınca Sokrates’in cevabı gecikmemiş.

Sokrates: Ne yani, demiş. Bir de haklı yere mi öldürseydim?

 

 

 

 

 

 

 

 

İngiliz devlet adamı Winston Churchill, Avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill’e kızgın kızgın şöyle seslenir:

– “Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım.”
Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır: “Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim.”

 

 

 

 

 

 

 

 

GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN

Fatih Sultan Mehmet’e sorarlar:

-İstanbul’u niçin fethettin?

Fatih cevap verir: Önce o benim gönlümü fethettiği için!

 

 

 

 

 

 

 

Bir gün Eflatun, öğrencilerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış.

Öğrenci: “İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum” diye itiraz edecek olunca, yanıt gecikmemiş.

Eflatun öğrencisine: “Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.”

 

 

 

 

 

 

 

 

NE ALIRSINIZ?

Çok şişman olan Yahya Kemal, bir yokuşun sonundaki lokantanın önünde dinlenirken, içeriden çıkan garson:

– Buyurun beyim, diye atılmış. Ne alırsınız?

Yahya Kemal, tebessüm edip: Evlat, demiş. Müsaade edersen biraz nefes alacağım.

 

 

 

 

 

 

 

ÇIKMAYAN MANA

Mehmet Akif, Baytar Mektebi’nde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi’yi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:

– “Salih Efendi iki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim” cevabını verince,

Akif dayanamaz ve: Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.

 

 

 

 

 

ÖLÜM NEDİR?

Öğrencilerinden biri, Konfüçyüs’e:

– “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, Konfüçyüs’ün cevabı şu olmuş:

– Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeden yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.

Mağrur zengin,hor gördüğü filozofa: “Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem” der.

Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir: “Ben çekilirim.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İrlandalı yazar George Bernard Shaw ile İngiliz devlet adamı Winston Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill’i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:

– “Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.”

Churchill, hemen cevap göndermiş: “Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa.”

 

 

 

 

 

Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates’e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir
kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.

Sokrates, gayet sakin: “Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum” demiş.

 

 

 

 

 

 

 

ANLADIĞININ İSPATI

Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik’e göstererek fikrini sorar. Neyzen beğenmediğini ifade edince,

Adam: İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki!

Neyzen Tevfik şu cevabı verir: Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadım.

 

 

 

 

GÖNÜLSÜZ GÖNÜL

Abdülhak Hamid’in evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamid’e döner ve:

– “Efendim, gönül kocamaz!” der.

Hamid cevap verir: Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HZ. ADEM’İN MİRASI

Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş.

Dilenci parayı alınca: Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?

Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca,

Dilenci: İkimiz de Hazreti Adem’in çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz.

Sultan Fatih: Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.

 

 

 

Anadolu Yakası boğaz kenarında bir bahçe:

– (Karşı tarafa doğru) Oğlum şu karşıdaki beyaz evler ne güzel öyle, selvi bahçesi de yemyeşil.

– Anneanne, orası Aşiyan Mezarlığı.

 

 

 

 

 

Lise iki tarih dersinde yaşanmış bir olay.

Tarih öğretmeni sınıfta çok ses olmasına sinirlenir ve öğrencilerin sırasına, onları azarlamak için, gider.

Tarih öğretmeni: Allah akıl dağıtırken siz nerdeydiniz?

 

 

Öğrenci: Sizin yanınızdaydık.
Galatasaray Lisesi’nin şenliğinde okulda tuvalette bir İstanbul Erkek Liseli ile bir Galatasaray Liseli pisuvarda tuvalet ihtiyaçlarını gidermektedirler. İşleri bittikten sonra Galatasaraylı lavaboda elini yikarken direk çıkıp gitmeye yönelen İstanbul Erkekli’ye alaycı bir tavırla:

– Sizin okulda tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra elinizi yıkamayı öğretmiyorlar mı?

– İstanbul Erkekli: Hayır, bizim okulda elimizi değdirmeden tuvalet ihtiyacını gidermeyi öğretiyorlar.

 

 

 

 

Pizzacı kızın telefonda belki de ilk aldığı pizza siparişi.

Pizzacı kız: Buyrun efendim xyz pizza.

Sipariş vermk isteyen kişi: 3 tane parça pizza. Adres: xqw

Pizzacı kız: Efendim 3 parça pizza gönderemiyoruz en az 5 parça olmalı.

Sipariş vermk isteyen kişi: Eee iyi o zaman sen o 3’ü 5’e böl öyle gönder.